Ana Sayfa / Politika / 2016 Bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonu’nda
Naci-Agbal

2016 Bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonu’nda

Maliye Bakanı Naci Ağbal, “Türkiye’de büyümenin bu kadar olumsuz koşula veya risklere rağmen devam etmiş olması gerçekten önemli yapısal gücümüzü ifade etmektedir. Bunun esas itici gücünü, bizzat ekonomimizin kendi iç dinamikleriyle açıklamak mümkündür” dedi.

Ağbal, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 2016 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı’nın sunumunu yaptı.

Komisyonda bugün, 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ve 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu tasarılarını görüşmeye başladıklarını anlatan Ağbal, komisyonun yapacağı müzakereler sonucunda her iki tasarının en iyi şeklini alarak Genel Kurul’a sunulacağını söyledi.

Konuşmasının başlangıcında küresel ekonomi hakkında değerlendirmelerde bulunan Ağbal, küresel ekonominin kriz öncesindeki büyüme hızını yakalayamadığını, 2014’te yüzde 3,4 büyüyen küresel ekonominin, 2015 yılında yavaşlayarak yüzde 3,1 büyümesinin beklendiğini, 2016’da ise küresel ekonominin yüzde 3,4 büyüyeceğinin öngörüldüğünü kaydetti. Ağbal, 2016’da gelişmiş ülkelerin yüzde 2,1, ABD’nin yüzde 2,6, Avro Bölgesi’nin yüzde 1,7 büyümesinin öngörüldüğünü belirterek, Çin ve Hindistan dışındaki gelişmekte olan ekonomilerin ise 2016’da yüzde 2,5 büyüyeceğinin tahmin edildiğini ifade etti.

Gelişmekte olan ülkelerin karşı karşıya olduğu önemli sorunlardan birinin bu ülkelere sermaye girişlerindeki yavaşlama olduğuna dikkati çeken Ağbal, önümüzdeki dönemde sermaye hareketlerinin, büyük ölçüde Fed’in politika kararları ve piyasaya vereceği sinyallerle gelişmekte olan ülkelerin kendi iç dinamikleri tarafından şekillenmesinin beklendiğini söyledi.

Ağbal, gelecek dönemde küresel ekonomiyi etkileyebilecek önemli riskleri  “Fed’in para politikası,   Çin’de büyümenin yavaşlaması, jeopolitik gerginliklerin devam etmesi, Avro Bölgesinde yavaş toparlanma, gelişmekte olan ülkelerde düşük büyüme, emtia ihracatçısı ülkelerde talebin daralması ve aşırı borçlanmanın küresel büyümenin önünde engel teşkil etmesi” olarak sıraladı.

– “Türkiye ekonomisindeki büyüme olağanüstü olumlu gelişme”

Türkiye ekonomisine de değinen Ağbal, yıl içinde iki ayrı genel seçimin gerçekleştiği, Avro Bölgesi talep artışının sınırlı kaldığı, yakın ticari ortaklarla ve komşularla yaşanan sosyo-ekonomik sorunların devam ettiği, finansal oynaklıklar ve jeopolitik gerginliklerin arttığı bir ortamda, ekonominin 2015’in ilk dokuz ayında yüzde 3,4 büyüdüğünü kaydetti. Ağbal, “Bu olağanüstü olumlu bir gelişmedir. Büyümenin ülkemizde devam etmiş olması, bu kadar olumsuz koşullara veya içerideki risklere rağmen, gerçekten önemli yapısal gücümüzü ifade etmektedir. Bence burada bunun esas itici gücünü, bizzati ekonomimizin kendi iç dinamikleriyle açıklamak mümkündür” dedi.

Türkiye ekonomisine çeyrekler itibarıyla bakıldığında büyümenin istikrarlı bir şekilde sürdüğüne işaret eden Ağbal, kriz yılı hariç GSYH’nin yukarı yönlü bir trend izlediğini belirtti. Türkiye ekonomisinin 2009 yılının son çeyreğinden itibaren 24 çeyrektir büyüdüğüne dikkati çeken Ağbal, “İnşallah 2015 yılının son çeyreğine ilişkin de olumlu yönde, pozitif yönde bir büyümenin önümüze geleceğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

Geçen yılın 9 ayında büyümenin 4,1 puanının iç talepten kaynaklandığını, net ihracatın 0,7’lik negatif katkı ile büyümeyi aşağı çektiğini anlatan Ağbal, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Başta sanayi üretimi olmak üzere satın alma yöneticileri endeksi (PMI), kapasite kullanım oranı ve güven endeksleri gibi son çeyreğe ilişkin göstergeler de büyümenin hızlanarak artacağına işaret etmektedir. Bu çerçevede 2015 yılı için büyüme tahminimizi yüzde 4 olarak öngörüyoruz. 2016 yılında ticaret ortaklarımızda talebin artmasına bağlı olarak ihracat kanalından; siyasi ve ekonomik belirsizliklerin ortadan kalkması, bütçemizin yatırım ve üretim etkisi, yapmış olduğumuz maaş ve ücret artışları ve gerçekleştireceğimiz yapısal reformlara ilişkin olumlu beklentilere bağlı olarak da iç talep kanalından büyümenin ivme kazanacağını ve bu sayede 2016 yılı büyüme oranımızın yüzde 4,5 olacağını öngörüyoruz.”

Ağbal, 2017 ve 2018 yıllarında ise üretken alanlara yönelik yatırımlarla desteklenen, daha çok yurt içi tasarruflarla finanse edilen ve verimlilik artışına dayalı bir büyüme stratejisi belirlediklerini ifade ederek, verimlilik artışının özel kesim yatırımlarından ve yapısal reformlardan kaynaklanmasını beklediklerini, bu sayede yüzde 5’lik bir büyüme hızını hedeflediklerini kaydetti.

– Enflasyon

Enflasyonun 2015 yılında tahminlerin üzerinde yüzde 8,8 olarak gerçekleştiğini hatırlatan Ağbal, bunda gıda fiyatlarındaki yüzde 11’lere varan artış, TL’nin değer kaybı ve hizmet fiyatlarındaki katılıkların etkili olduğunu söyledi. Ağbal, enflasyon sepetinin yüzde 25’ini oluşturan gıda fiyatlarının yıllık enflasyona 2,64 puan katkı yaptığını bildirdi.

Enerji, gıda, alkollü ve alkolsüz içecekler, tütün ürünleri ve altın hariç hesaplanan çekirdek enflasyonun 2015 yılının ikinci yarısında tüketici fiyat enflasyonunun üzerinde seyrettiğini ve yıl sonunda yüzde 9,5 olarak gerçekleştiğini anlatan Bakan Ağbal, küresel emtia fiyatlarındaki düşük seyrin devamı, sıkı para politikası, mali disiplin ve döviz kurundan kaynaklanan olumlu baz etkisi ile enflasyonun 2016 yılında yüzde 7,5’e gerilemesini beklediklerini kaydetti.

Naci Ağbal, 2017 ve 2018 yıllarında ise enflasyonun sırasıyla yüzde 6 ve yüzde 5 seviyelerine gerilemesini öngördüklerini ifade etti.

– Cari açık daha da daralacak

Ağbal, cari açığın alınan makro ihtiyati tedbirlerin etkisiyle iç talepte yaşanan dengelenme, altın ticaretinde yaşanan normalleşme, enerji fiyatlarındaki düşüş ve rekabetçi kur sayesinde önemli bir daralma sürecine girdiğini belirtti.

Gelecek dönemde önemli ticaret ortaklarında beklenen büyümenin ve enerji fiyatlarında yaşanan düşüşün etkisiyle cari açığın daha da daralacağını öngördüklerini bildiren Ağbal, cari açığın GSYH’ye oranının 2015’te yüzde 4,4’e, 2016 yılında ise yüzde 3,9’a ineceğini tahmin ettiklerini söyledi.

Bakan Ağbal,  2011 yılında yüzde 56 olan ihracatın ithalatı karşılama oranının ise 2015’te yüzde 69,5’e yükseleceğini tahmin ettiklerini söyledi. İhracattaki düşüşe de değinen Ağbal, bu gerilemede; parite etkisinin, en büyük pazar olan AB’nin yavaş büyümesinin, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde yaşanan jeopolitik gerginliklerin etkili olduğunu, 2015-2017 OVP’sinde 2015 yılı için yer alan ihracat hedefindeki sapmanın yaklaşık 13 milyar dolarlık kısmının parite etkisinden kaynaklandığını söyledi.

– İşgücü piyasası

Güçlü istihdam artışının ekonomik büyümenin ve refahın önemli bir unsuru olduğunu, bu nedenle AK Parti hükümetlerinin kriz dönemi ve sonrasında istihdamı artıran politikalara önem verdiğini dile getiren Ağbal, istihdamın  2015 yılında 26,7 milyon kişiye yükselmesini beklediklerini kaydetti. Ağbal, “Son yıllarda işgücüne katılım oranları da artmaktadır. 2015 yılı Ekim ayında işgücüne katılım oranı yüzde 51,6 olarak gerçekleşmiştir. İşgücüne katılım oranlarındaki artışta kadınların işgücüne katılımı da önemli bir rol oynamıştır. 2015 ve 2016 yıllarında işsizlik oranının yüzde 10,2’ye düşeceğini tahmin ediyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Ağbal, önümüzdeki dönemde gençlerin işgücüne hızlı bir şekilde katılımlarının sağlanması ve becerilerinin artırılması için hem genç istihdamı hem de genç girişimciliği destekleyeceklerini bildirdi.

– Bankacılık sektörü

Güçlü bankacılık sisteminin ekonomiyi dalgalanmalara karşı koruyan unsurlardan biri olduğuna işaret eden Ağbal, küresel ekonomideki belirsizliklere rağmen bankacılık sektörünün temel rasyoları güçlü ve sağlıklı yapısını koruduğunu belirtti. Ağbal, şu görüşlere yer verdi:

“2015 yılı Kasım ayı itibarıyla sermaye yeterlilik oranı yüzde 15,5 ile yasal sınır olan yüzde 8’in yaklaşık iki katıdır. 2002 yılında yüzde 17,6 olan takipteki kredilerin toplam krediler içindeki payı, 2015 yılı Kasım ayı itibarıyla yüzde 3,1 ile makul düzeydedir. AK Parti hükümetleri döneminde stres testleri, hedef sermaye yeterlilik oranı, etkin karşılık oranları kullanımı ve kar dağıtımına ilişkin getirilen sınırlamalar, bankacılık sektörünü güçlendirerek dalgalanmalara karşı direncini artırmıştır.

Bankacılık sektörü aktif kalitesini de korumaya devam etmektedir. Sektörün en önemli göstergelerinden biri olan aktif toplamı yılın 11 ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 21,2 oranında büyüyerek 2,3 trilyon lira olmuştur”

– “Döviz cinsinden borçlanmada dikkatli olmalıyız”

Türkiye’nin 2002 yılında yüzde 56,2 olan brüt dış borç stokunun GSYH’ye oranının  2005’te yüzde 35,5’e gerilediğini ancak küresel kriz sonrası dönemde tekrar artarak 2015 yılı üçüncü çeyreği itibarıyla yüzde 54,7’ye yükseldiğini hatırlatan Ağbal, kamu sektörünün dış borcunun, mali dengelerin iyileşmesi nedeniyle 2002’teki yüzde 28’lik seviyesinden 2015 yılı üçüncü çeyreği itibarıyla yüzde 15,5’e gerilediğini kaydetti.

Türkiye’de büyümenin lokomotifi olan özel sektörün dış borcunun, finansmana erişimdeki kolaylık neticesinde 2015 yılı üçüncü çeyreği itibarıyla yüzde 39’a yükseldiğini aktaran Ağbal, bu artışta bankacılık kesiminin yurt dışı borçlanmasının etkili olduğunu, ancak bankalar mevzuat gereği kur ve faiz riskine karşı gerekli önlemleri aldığından risk düzeyinin düşük olduğunu söyledi.

Naci Ağbal, şunları kaydetti:”Özel sektör borcu içerisinde finans sektörü dışında kalan reel kesimin, yani firmaların dış borcunun GSYH’ye oranı ise 2002 yılında yüzde 13,3 iken 2015 yılı üçüncü çeyreği itibarıyla yüzde 15,9’a çıkmıştır. Reel sektör borcundaki kısmi artış makul ve yönetilebilir düzeydedir. Ancak dikkatli olmak da şart.

Ayrıca reel sektör dış borcunun yüzde 90’ının üzerinde bir kısmı 3 yıl ve daha uzun vadelidir. Genel olarak döviz borcu olan firmalar ihracat yapan, döviz girdisi olan kurumsal firmalardır. Bu durum firmaları döviz kurunda oluşabilecek dalgalanmalara karşı korumaktadır. Ama her hal ve takdirde gerek bankacılık kesiminin, gerek reel sektör kesiminin yurtdışına olan borçları, döviz cinsinden borçları konusunda dikkatli olmaya devam etmemiz elzem.”

 

 

Ekonomi Servisi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir